Kadın Cerrah Olmak

Çiçeği Burnunda Kadın Cerrahım

Merhaba,
Bu yazıyı sömestre tatili için kızımla birlikte geldiğim Sarıkamış'tan yazıyorum. Facebookta, Yunanistan'da tıp okuyan bir küçük doktor arkadaşım var, geçen gün o sordu "anılarınıza aramı verdiniz" diye. Baktım gerçekten de epeydir yazmamışım. Şu sıralar meme kanserli hastalarla güzel projeler yapıyoruz ve bir kitap yazıyorum.

Sarıkamış ülkemizin en güzel kayak merkezlerinden biri, burayı okadar çok sevdik ki sonunda bir ev aldık ve fahri Sarıkamış'lı olduk. Sarıkamış'ın karı çok özel, lapa lapa yağmaz genelde, kar kristalleri tek tek düşer üstünüze, yerden bir avuç kar alırsınız, avucunuz yıldızla dolar adeta. Bir de tabi şehitlerimiz var, son geldiğimde gece beni ziyaret ettiler ve buraların keyfini bizim sayemizde sürüyorsun ama bize bir dua etmedin dediler,hemen kalkıp camı açtım ve onlara dua ettim. İnsanları da çok güzel Sarıkamış'ın, vatansever, yürekleri henüz bozulmamış, misafirperver, mert, gözleri ışıl ışıl. Çok güzel yemekleri var, özellikle kaz ve çağın kebabı nefis. Tabi bal ve peynir Kars'lı olmanın vazgeçilmezi. Meşhur Ani harabeleri de bu bölgede. İşte böyle güzel bir yer Sarıkamış, ama malesef halkı geçim derdinden göç ediyor.. Halbuki böyle bir yer Avrupa'da olacak müthiş bir turizm merkezi olur ve halkı refah içinde yaşar. Kayakseverlere burayı şiddetle tavsiye ediyorum.

Gelelim benim kadın cerrahlığıma. Sınavlarımı verip kadın cerrah olduktan sonra çok sevdiğim acil servisimde asistan olarak kalmak istedim.Kadro almayı da başardım ,ama malesef sınavımı bile burnumdan getiren ekip benim tayinime deengel oldular ve beni sonunda yıldırdılar,o sıralarda ikinci kızıma hamileydim,daha fazla savaşacak gücüm kalmadı , tam 7 kere Ankara'ya gittim ve sonunda onlara yenildim. Halbuki acil serviste çalışmak, oraya yenilikler getirmek, öğrenci ve asistan yetiştirmek için can atıyordum. Bu çoşkularımı kalbimin en derinlerine gömdüm ve mecburi hizmetten sonra asla bir daha devlette çalışmayacağım andı içerek mecburi hizmete gittim. Eşim o sıralar plastik cerrahide akademik kadrodaydı, memur kadrosundakiler koca oluyordu ve aileleri aile sayılıyordu, ama akademik kadrodakiler koca sayılmıyordu yani eşim memur kadrosunda olmadığı için ben eş durumundan yararlanamadım ve iki küçük kızımla Kırklareli'nin Pınarhisar ilçesinde göreve başladım. Orası küçücük bir köydü aslında , bir ameliyathane kurmuşlardı, halbuki 20 dk mesafede Lüleburgaz da doğrudürüst bir hastane ve bir sürü cerrah vardı. Kim orada ameliyat olmak ister ki, anestezist bile yok, her tarafı seçim yatırımı kokuyordu zaten.

Kocamı bırakıp çoluğumu çocuğumu alıp gelmiştim de neden anlayamadım,burada bana kesinlikle ihtiyaç yoktu, boşuna maaş alıyordum. Bende Lüleburgaz'a geçici görevle gittim ve 2 yıl orada çalıştım. Orada ki 7. cerrahtım ama hiç olmazsa anestezi uzmanı vardı ve ameliyat yapabiliyordum. Orada mutlu güzel iki yıl geçirdim, doğrusu Kadın Cerrah Olmakla ilgili hiç bir tuhaf olay yaşamadım, sanırım Trakya insanının çok modern olmasıyla ilgili. Köyde bile kızlar şortla geziyordu. Tek sorunum eşimden ve ailemden uzak olmamdı, bu nedenle kızlarımı alıp sık sık İstanbul'a gidip geliyordum. Herkes şasırıyordu bana, küçük 2 aylık önde bebek koltuğunda bağlı, büyük 2,5 yaşında arkada çocuk koltuğunda bağlı öyle mutlu mesut gider gelirdik. Lüleburgaz' la ilgili unutamadığım en komik olayda ailece bitlenmemiz oldu. Hayatımda ilk kez biti küçük kızımın kafasında gördüm ve gerçekten evde yatak yorgan ne varsa yakmaktan beter ettim, bizde ilaçlanmaktan kurdeşen olduk. Meğer Trakya 'da köylerde bit salgınmış ne bilelim, herkesi bağrına basarsan böyle oluyor işte. Birde memur maaşının bu kadar bereketli olduğu başka bir dönem yaşamamıştım,evimde biri yatılı biri gündüzlü 2 kadın çalııyordu,Lüleburgaz'ın en güzel evlerinden birinde oturuyorduk,habire İstanbul'a gidip geliyorduk ve paramız fazla fazla yetiyordu.Hatta TOKİ den aldığım evin taksitlerini ödüyordum.

Sonunda masalsı Lüleburgaz macerası bitti ve bittiği gün devlet görevinden istifa edip İstanbul'a döndüm. Hemen özel sektörde iş aramaya başladım. Gönlüm o zamanın yıldızı olan International Hospital 'da idi. O sırada Alman Hastanesini Vatan Hastaneler Gurubu almış ve yeniliyordu. Daha International Hospital mı felan derken kendimi Alman Hastanesinin mesul müdürü ve ilk doktoru olarak buldum. Tabi bu böyle yazdığım gibi kolay olmadı. Yine kadın cerrahlık hikayeleri başlamıştı. Alman Hastanesi'ne başvurduktan hemen sonra işe kabul edildim , ama genel cerrahi bölüm başkanı Dr.Ali Akyüz'ünde beni onaylaması gerekiyordu. Hoca Karadenizlidir ondan bilmeme İlk tepkisi "ben kadınla çalışmam" olmuş, sonunda genel müdürün ısrarı ile benimle tanışmaya razı geldi. O günü hiç unutmam, daha çok gencim, güzel bir hastanede çalışmak üzereyim , ama hoca da razı olursa! Bir heyecen tanıştık, ilk elektrik çok iyiydi. Bu seferde yanımda 2 ay çalışacak sonra karar vereceğim dedi. Hadi bakalım, ne yaparsınız , diyorum ya gencim, toyum, razı oldum 2 ay fakültede yanında çalıştım ve işi kaptım. Sonra hocayla çok dost olduk,uzun yıllar özeldeki asistanı olarak da çalıştım. Ondan çok şey öğrendim, sırası gelmişken huzurunuzda ona bir kez daha teşekkür ediyorum.

Alman hastanesinde 1 yıl çalıştım,hastanenin ilk doktoruydum,mesul müdürüydüm, kurucu ekip içindeydim, hastane kurma alışkanlığım işte böyle başladı. Bir yıl sonra genel müdürümüz International Hospital'e geçti ve hayalimde gerçek oldu , ben de onun arkasından çok istediğim hastaneye transfer oldum. Yeni görevimi tahmin edemezsiniz, acil servisin şefi olmak ve servisi yeniden kurmak! Rüya gibi bir şeydi bu benim için hem Internatioal Hospital hem de çok sevdiğim acil servis.. Acil servisi yeniden ypılandıracaktım, işe yeni insanlar alacak onları eğitecektim. Sevgili fakültem de yapamadıklarımı burada yapacaktım. Tanrım Kadın Cerrah Olmak herşeye de engel değilmiş, özellikle de özel sektörde. O zamanlar özel hastane çok azdı ve çalışan çok değerliydi. Cinsiyetiniz değil ürettiğiniz iş önemliydi. Devleti bırakmakla çok doğru bir seçim yapmıştım her şerde bir hayır vardı...Dr. Feridun Çelikmen ve Dr. Aydoğan Lermi ile birlikte müthiş bir acil kurduk. İlk paramedikleri biz işe aldık. Ameliyat bile yapılabilecek şekilde düzenlenmiş ilk tam teşekküllü ambulansları, içinde doktor ve paramediği ile birlikte biz hizmete soktuk. Gerçek anlamda mavi kod uygulmasını ilk biz başlattık. Doktoru, hemşiresi, paramediği, şoförü ve porterı ile müthiş bir ekip kurduk. Ekibimiz öyle güçlüydü ki şoförümüz bile yaşam kurtarmayı biliyordu. Sürekli eğitimlerdeydik, kongrelerdeydik, yayınlar yapıyorduk. Meslek yaşamımın hiç unutamayacağım süper zevkli günleriydi onlar. Acilimiz çok çalışırdı, travmalar, akut batınlar, kurşunlamalar ne ararsanız adeta yağardı, tam acil servis dizisi gibiydik. Artık kadın cerrah olmanın hiç bir dezavantajı kalmamıştı. Ondan sonra da zaten hiç böyle bir şey yaşamadım. Hatta hem cerrah, hem kadın, hem anne, hem güzel (napayım öyle diyorlar)vs vs diye övülür olmuştum ve bu övgüler hiç bitmedi, hala devam ediyor. Sonuç olarak kadın cerrahlığın avantajlarını yaşıyorum artık.

Yazımın bundan sonraki bölümlerinde kadın cerrah olmanın avantajlarını yazarken özel sektörün geçirdiği evrelere değineceğim, bu hızlı değişimi hem yönetici hem de doktor tanık olarak yazacağım.

Ama ne zaman onu bilemem.Belki ikinci kayak tatilimde ,belki İstanbul'da bir ara.
Sevgiyle kalın...
Op.Dr.Sevil Öz

25.1.2011 - 14:53

Diğer Yazılar  ››

Reklamlar